ÖİDB

Üniversitelerin bölünmesinden öğrenciler ve akademisyenler nasıl etkilenir?



Üniversitelerin bölünmesinin kontenjan artışından doğan sorunları ortadan kaldırmayacağını belirten TTB Başkanı Raşit Tükel, 2010-2015 yılları arasında Avrupa’daki 92 üniversitenin birleştirildiğine dikkat çekti.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve İÜ İstanbul Tıp Fakültesi (İTF) Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Raşit Tükel, üniversitelerin bölünme tasarısına karşı çıkarak, “Yapılması gereken aslında kontenjanların fakültelerin ihtiyacına yönelik olarak yeniden belirlenmesi, üniversitenin eksik yönlerinin tamamlanması olmalıdır. Bölünme olursa kontenjan artışından dolayı ortaya çıkan sorunlar ortadan kaybolmayacak” diyor. Tükel’in Cumhuriyet gazetesinden Sibel Bahçetepe’nin TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen, İÜ dahil 13 üniversitenin bölünme tasarısına ilişkin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

İÜ’nün bölünmesine gerekçe olarak öğrenci sayısının artması ve yönetimde zorluklar gösteriliyor. Sizce bölünme için böyle bir gerekçe yeterli mi?

Büyüklük tek başına bölünme gerekçesi olamaz. Dünyada öğrenci sayısı açısından İÜ ile eşdeğer durumda ya da ondan büyük olan çok sayıda üniversite var ve bunlar saygın, köklü üniversiteler. Toronto Üniversitesi’nin 88 bin, Viyana Üniversitesi’nin 93 bin, Roma’da Sapienza Üniversitesi’nin 147 bin, New York Şehir Üniversitesi’nin 274 bin, Londra Üniversitesi’nin 161 bin, Bolonya Üniversitesi’nin 80 bin öğrencisi var. Bir de Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde üniversitelerin bölünmesi değil birleşmesi eğilimi ön planda. 2000-2015 yılları arasında 92 üniversitenin birleşmiş olduğunu biliyoruz. Dünyada üniversiteler birleşirken, bizde bölünüyor. Meclis komisyonu bölünme tasarısını masa başında değerlendirmiş oldu. Konu öncelikle ilgili üniversitenin kurullarında tartışılmalıydı. İki Tıp Fakültesi, İÜ ile özdeşleşmiş durumda. Bir arada olmanın olumsuzluk oluştuğuna dair elimizde hiçbir veri yok. Tam tersi bilimsel faaliyetlere bakıldığında İÜ’ye çok ciddi katkıları var.


Bölünmeden öğrenciler, akademisyenler, hastalar nasıl etkilenir?

Üniversitenin beklentisinin dışında bir karar çıkması durumunda bu uyum sürecinin çok zorlu geçeceği açık olarak görünüyor. Bunu, İÜ’de öğrencilerin, akademisyenlerin, çalışanların tepkilerine bakınca anlarsınız. Üniversite mensuplarının bölünme olduğu zaman, öncesinde olduğu gibi, aynı şevkle çalışacaklarını düşünebilir misiniz? Tasarıya göre, İÜ ikiye bölünecek, İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi’nde yeni birer eczacılık, diş hekimliği fakülteleri kurulacak. Yeni maliyetler oluşacak. Elinizde köklü bir yapı var, onun eksiklerini tamamlayın, varolanın geliştirilmesine odaklanın.

İÜ’nün öğrenci sayısı nedir?

İÜ 2017 İdari Faaliyet Raporu’na göre, örgün öğretimdeki öğrenci sayısı 95 bin 290. 2012’de bu sayı 75 bin 367 imiş. Yani 5 yılda yaklaşık 20 bin öğrenci artışı olmuş. Fakat açık öğretim, ikinci öğretim, örgün öğretim ve uzaktan eğitimi bir arada alınca İÜ’nün toplam öğrenci sayısı 275 bine çıkıyor. Son 5 yıldaki öğrenci sayısındaki toplam artışın 166 bin olduğunu görüyoruz. 166 binin 144 bini Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi’ne alınan öğrencilerden geliyor. Örgün öğretimdeki öğrenci sayısındaki artış ise 20 bin. Öğrenci sayılarındaki bu artışa karşın, 5 yıl önce 5 bin 268 olan akademik personel sayısı 91 azalırken, yaklaşık 13 bin olan toplam personel sayısı 1000 azalıyor.

Raporda üniversitenin fırsatları ve zayıf yönleri nasıl anlatılmış?

Raporda üstün yönler arasında ‘Türkiye’nin ilk ve en köklü üniversitesi olması, dünya üniversiteleri arasında ilk 500 içinde yer alan tek Türk üniversitesi olması, birçok bilimsel alanda öncü olması, ilk ve en köklü fakülteleri (tıp, hukuk, eczacılık, diş hekimliği, orman, veteriner, iktisat, işletme gibi) bünyesinde barındırması” yer alıyor. Zayıf yönleri arasında “öğrenci kontenjanlarının sürekli artması, akademik ve idari personel kadro sayılarının yetersizliği, eğitim-öğretim ortamlarının altyapı yenileme çalışmalarının tamamlanmamış olması” sayılıyor.


Planda bölünme var mı?

Bölünme yer almadığı gibi, vurgu daha çok üniversitenin köklü olmasına yapılmış. Çözüm üniversiteyi bölmek değil. Kontenjan artışından ortaya çıkan sorunlar üniversite bölününce ortadan kaybolmayacak. Fakültelerde yine aynı kontenjanlar olacak, fakültenin kontenjanı fazlaysa fazla kalacak, bundan kaynaklanan bir yönetim zorluğu varsa, bu devam edecek. Üniversite bölündüğünde yeni bir yapı oluşacağından yurtdışındaki bilimsel çalışmalarla ilgili akreditasyon için yeni başvurularının yapılması gerekecektir. Bu da çok sayıdaki bilimsel çalışmaların, uluslararası projelerin, yurtdışı eğitim programlarının aksaması anlamına geliyor.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç ‘İÜ üzerinde yeni bir model deneyeceğiz’ dedi. Siz bu açıklamaya itiraz ediyorsunuz…

Yeni bir model yeni bir üniversitede denenebilir, yeni açılan bir üniversite deneysel amaçla bazı çalışmalar içinde yer alabilir. Fakat bu kadar köklü bir üniversite üzerinde yeni model denenmesi, İÜ’nün yapısına tamamiyle zıt ve onu köklerinden, tarihsel bağlamından koparacak bir girişimdir. YÖK başkanı iki üniversitenin özerk olacağından da söz ediyor. Özerklikten söz edilecekse, ilk yapılması gereken, tasarının geri çekilmesi ve üniversitenin akademik kurullarından başlayarak tartışmaya açılması olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İÜ’nün bölünmesine yönelik eylemleri siyasi ve ideolojik olarak değerlendirdi. Bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Eylemler ideolojik değil, akademik bir talep içermektedir. Üniversitenin bütün bileşenleri, her görüşten, farklı yaşam biçimlerinden öğrencileri, akademisyenleri, çalışanları, hep birlikte bölünmeye karşı çıkıyorlar. Karşı çıkılan şey eğitimle, akademik ortamın korunması ve geliştirilmesiyle doğrudan ilişkili.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi eğer bölünürse ‘bazı enstitüler kapanabilir. Buralardan tedavi gören hastaların tedavileri ne olur ya özele gitmek durumundalar ya da tedavileri yarım kalacak’ deniyor.

İÜ’nün 23 fakültesi, 17 enstitüsü, 9 yüksekokulu var. Bu 17 enstitüden Adli Tıp, Kardiyoloji, Nörolojik Bilimler ve Akciğer Hastalıkları ve Tüberküloz Enstitülerinin yeni kurulacak olan İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesine bağlanması planlanıyor. Bu tercihin neye göre yapıldığı açıklanmış değil.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Silivri’ye taşınacağı iddiaları da gündemde. Çapa’nın taşınacağı uzun zamandır konuşuluyor. Bu konuda bilginiz var mı?

2011’de İÜ Rektörü Prof. Yunus Söylet zamanında Çapa’daki İstanbul Tıp Fakültesi’nin ve Cerrahpaşa’nın yıkılıp yerinde yapılanmaları çalışmaları başladı. 2011’in son günlerinde İtalyan Proger firmasıyla master proje ve avan (ön) proje anlaşması imzalandı. Ekim 2012’de avan proje tamamlandı. Kasım 2014’te uygulama projesine başlandı ve bir yılda bitireleceği söylendi. Ocak 2014’te TOKİ ile yapılan protokol gereğince İÜ’ye ait Küçükçekmece Göl havzasının iki yanında, hem Avcılar hem Halkalı tarafında toplam 3bin 685 dönümlük arazi bedelsiz olarak TOKİ’ye verildi. 2017’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Çapa’nın 4 yıl içinde Hasdal’a taşınacağını, yerleşkesinde yalnızca polikliniklerin hizmet vereceğini açıkladı. Yakın bir dönemde ise Erdoğan, Çapa yerleşkesinin İÜ’nün merkezde bir irtibat bürosu olacağını söyledi. Sonuçta Çapa’daki İstanbul Tıp Fakültesi’nin geleceği de belirsizlik taşıyor. Yerleşkelerin taşınması, öğrenciler, akademisyenler, çalışanlar, hastalar, fakültelerin çevresindeki esnaf, kısacası tıp fakülteleriyle ilişkisi olan herkes için büyük bir kayıp olacak. Bu herkesin ortak fikri. Ayrıca, TOKİ ile yapılan anlaşmalar sırasında TOKİ’ye bedelsiz olarak verilen değerli arazilerin akibetini de bilmiyoruz.

Konular